« Önceki |

21/7/2007

OĞUZ KAĞAN'IN DUASI

ULU TANRI !.
GÜZEL TANRI !.
GÖK TANRI !.

Sen Türk'ü Türk yurtlarını koru !..
Düşman şerrinden sakla ! TÜRK'ü yiğitlikte daim et ! TÜRK'ü erlik davasıyla yaşat ! TÜRK'ü gerçekçi yap ! TÜRK'ün gönlüne herşeyden önce, hatta kursağına ekmek koymadan evvel TÜRK'lük sevgisini koy ! TÜRK'ü ideal ile yaşat ve ideali hakikat yapmaya çalışsınlar ! Törelerini canları gibi saklat ! TÜRK'e zevk ve rahat verme ! Bilakis zahmete alıştır ! Zahmetle yürekleri, bedenleri demir olsun ! Bu sayede onlara yüksek çalışma kudreti verirsin ! TÜRK'ü faal, cevval edersin. TÜRK'e değişmez bir seciye ver ! Zamanla seciyesi değişmesin, sade tekemmülle tadilat görsün !
ULU TANRI !.
Milli kuvvet, namus, ahlak, azim , sebat, ideal, TÜRKÇÜLÜK ruhu, yurtseverlik, ilim, sanat teşkilatı, intizam, beden kuvveti ve zenginlik ile hasıl olduğundan; TÜRK'e bunları ver ! TÜRK'ten hırsız, namuzsuz türerse hemen kahret ! TÜRK'e benlik, hem de yüksek bir benlik ver ! TÜRK nefsine itimat sahibi olsun ! TÜRK'ü muhakemeli, ciddi adam olarak yarat ! Hissiyatına kapılıp, öfke ile ayaklanmasın ! Birden barut gibi parlamasın ! Daima soğuk kanlı olsun ! TÜRK'ü her milletten cesur yarat ! Öç almayı TÜRK asla unutmasın !
ULU TANRI !.
Namuzsuz bir tek TÜRK yaratacağına, dünyayı yık daha iyi ! Ne kadar korkak TÜRK varsa hepsini helak et ! TÜRK herşeyi mukayese etsin ! Yalnız akıl ve mantık denen şeylere bırakma onu ! Sabırlı, derde dayanıklı olsun ! İradesi çelik gibi olsun ! Dönek TÜRK yaratma ! TÜRK'leri maymun iştahlı yapma ! TÜRK daima ihtiyatla adım atsın ! Kimsenin tatlı diline inanmasın ! Kimseye emniyet olmasın ! Çalışma zekâdan üstün bir kıymet olduğundan, TANRI, sen TÜRK'ü çalışkan et ! TÜRK'ün ömrü çalışma ile geçsin ! Ona daima çalışma aşkı ver ! Hele elbirliği ile çalışmayı alet etsin ! Tembel TÜRK'ü hemen öldür !

TÜRK'e her milletinkinden üstün zeka ver! Zeka ve çalışma; ikisi bir arada olunca TÜRK'ün önünde durulmaz! Milli büyüklüğün tek şartı yüksek ideal, buna alışmak için de yüksek ahlak, fedakarlık ve sebat lazım olduğundan TÜRK'leri ahlaklı, sebatlı ve fedai kıl! TANRI, TÜRK'leri sen kendi elinle birleştir ve herşeyden evvel ruhları birleşsin! Onları tek bir kafa gibi birleştirici kültür sahibi et! TÜRK'ü töresine sadık kıl, Tanrı! TÜRK budunu: Biliniz ki atalar töresi asırların tecrübesi ile husule gelmiş büyük bir hikmettir. Tanrı beni töreye dokunmaktan ve dokundurmaktan sakladı ve saklasın!

ULU TANRI !.
Türk milletini lafçı değil, elinden iş gelir insanlar et ! Bir şey söylemek vazife yapmak değildir. Onu fiilen yapmak ve yaptırmanın vazife olduğunu beyinlere sok !
GÜZEL TANRI !.
Sana hepsinden çok yalvardığım şudur : TÜRK'ü dalkavukluktan kurtar ! Dalkavukluk ve emsali vasıtalara zengin olmaktan koru ! TÜRK'e kötü para hırsı verme ! Dalkavukları yok et !
AMAN TANRI !.
TÜRK aile, töre ve disiplinini her şeyden evvel koru! TÜRK toprağında hürler yaşasın. Adaletten başka bir şey hüküm sürmesin! Sen TÜRK'e tabii şeylere tabiata karşı sevgi ver! TÜRK yurdunda yoksulluk o kadar azalsın ki fakirlik suç sayılsın!
Acunu ( Dünyayı ) Yaratan Yüce Tanrı !.
TÜRK'e insaniyetten evvel TÜRK milletini düşündür. İnsanların insaniyet dedikleri şey, göz boyamak için icat edilmiş bir boyadır. İnsaniyet maskesi taşıyan öyle milletler vardır ki maskelerinin altında canavarlar yaşar. İnsaniyeti gören olmadı. TANRI, TÜRK'e sağlam, sürekli irade ver! Güçlüklerde, sabrını, tahammülünü aynı zamanda gayretini arttır! Ona esas seciye olarak vazife muhabbeti ve mesuliyet duygusu ver! Mesuliyeti TÜRK yurdundan eksik etme! En büyük kuvvetinTÜRKLÜK aşı olduğunu TÜRK'e öğret!
TANRI !.
TÜRKÇE konuşulan, TÜRK'e yurtluk etmiş olan yerleri kıyamete kadar TÜRK'ün hükmü altında bırak !

 

~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~
C
   C     60. Hükümet MİLLİYETÇİ HAREKET
C
~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~

21/7/2007

BİR ÜLKÜCÜ SEVDİM ... REİSİMEEE

Yıllar öncesiydi...
Puslu bir eylül sabahı...
Kampüs kantininde taışmıştık onunla,daha dün gibi...
Gözleri kömür karası,sözleri gönül yarasıydı.
Vurulmuştum...
Koç gibi delikanlı derler ya,işte tam öyleydi.
Özü sözü bir,mertti,sertti,erkekti!..
Aşık olmuştum!!!Platonikte olsa o benim aşkımdı.
Seviyordum...
Gözgöze gelince boğazıma birşeyler düğümlenir,kekeler,konuşamazdım,ağzım kururdu,titrerdim.
O ise öylece bakar,susardı...
Aynı okuldaydık,benimle ilgilendiğini hissederdim,konuşmazdı.
Yanyana gelirsek lafı ben açar,beklerdim...
O havadan sudan konuşur,araya laf karıştırır,çeker giderdi...
Bazen günlerce gözükmezdi,özlerdim...
Beni sevdiğini söylemesi için her numarayı yapardım.
Yemezdi...
Çay içelim derdim,gelmezdi.Telefonumu verirdim,aramazdı.Kitabını notlarını alırdım,istemezdi.
Eline dokunurdum,çaktırmadan çekerdi.
Yalnızca kantinde yakalardım onu.Çay alma bahanesiyle kalkar,dönünce tam karşıma otururdu.
Gözgöze gelirdik,hissederdim.Beni sevdiğini gözleri söylerdi o söylemezdi.Sinirlendiğini belli etmemeye çalışarak,çayını yarım bırakır,sigarasını söndürür,kalkar giderdi,çıldırırdım...
"İkibin"içerdi.
O hep gitti,ben hep bekledim,böyle geçti tam üç sene.
Okul bitmek üzereydi ve benim doğum günümdü.Onuda çağırmıştım.Her zamanki gibi gelmez diyordum.Ama geldi...İlk defa geldi...Sevinçten uçuyordum...
Kapıda onu görünce herşeyi göze aldım,el alemin içine boynuna sarılıp,bağıra çağıra "Seni Seviyorum Lan" dedim "Seni Seviyorum"
Rahatlamıştım.Arkadaşlar aptallaştılar,ben utançtan kıpkırmızı.
O elindeki birtek kırmızı gülü uzattı bana "Lanet Olsun" dedi "Lanet Olsun" "Bende Seni Seviyorum"
Gözgözeydik,ağlıyordu.Acı bir gülümseme vardı yüzünde.İçeri bile girmedi,kapıdan döndü gitti...
İçimde fırtınalar koptu o gidince.Yüreğim acıyordu.Seviyordum,seviliyordum,ağlıyordum.
Gitmişti...
Aylar sonra gazetede gördüm resmini.Okulunu bitirmiş,öğretmen olmuştu.
Güpe gündüz yol ortasında,öğrencilerinin gözü önünde vurmuşlar onu.
ÜLKÜCÜYMÜŞ

 


~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~
C
   C     60. Hükümet MİLLİYETÇİ HAREKET
C
~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~

21/7/2007

PKKLILARIN MAĞARASINDAKİLER

  PKK LILARIN SAKLANDIĞI MAĞARANIN DUvARINDA İLGİNÇ BİR YAZI BİR ASKER SİZİ GÖRDÜĞÜ ZAMAN DURMADAN ATEŞ EDİYORSA BİLİNKİ O BİR ACEMİDİR KURŞUNUN BİTMESİNİ BEKLEYİNN SORA GIDIN KAFASINA SIKIN
EĞER SİZİ GÖRDÜĞÜ ZAMAN ATEŞ EDIYOR SAKLANDIĞINIZ ZAMAN DURUYORSA O BİR KOMANDODUR KACIN VE CANINIZI KURTARIN EĞER SİZİ GÖRDÜĞÜ ZAMAN ORTADAN KAYBOLMUSSA VE ETRAF SESSİZSE BİLİNKİ O BİR BORDO BERELİDİR VE MERAK ETMEYİN O SIZI MUTLAKA BULUR.

 


~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~
C
   C     60. Hükümet MİLLİYETÇİ HAREKET
C
~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~

21/7/2007

ÜLKÜCÜLÜĞÜN TEMEL ESASLARI

Gayemiz iyi bir Türk olmaktır. İyi bir Türk olmak, Türk'ün törelerini, dilini, dinini, ülküsünü iyi bilmek, iyi yaşamakla olur. Türk'ün gücü imanıdır. İmanının özü ise kendi öz kültürüdür. Türk kültüründe, milletin aynı kültür doğrultusunda yaşamasının sağlanması için, üç unsura kayıtsız şartsız bağlanılması gerekmektedir. Lider, doktrin, Teşkilat. Bu üç unsuru iyi bilmek, anlamak, yaşamak zorundayız. Bu üç unsur milletin birlik, dirlik ve güçlülüğünü sağlayan temel prensiplerdir. Türk kültüründe güçlü devlet kurabilme, Turan'ı gerçekleştirebilmek ve Kutlu Düzeni sağlamak için gerekli olan bu üç unsuru tek tek tetkit etmek gerekiyor.

LİDER

Liderlik, okullarda okuyarak, ihtisas yapılarak elde edilebilecek bir mefhum değildir. İnsanlar birbirinden ayıran bir özellik şahsi karakteridir. Bazı insanlar inançlarına tam anlamıyla bağlıdır. Yaşayış tarzını tamamen inançlarına göre düzenler. Duygularını ve düşüncelerini bu inanç istikametinde yönlendirir. Bu kişilerde bu inançlarına bağlılık karakteristik bir özelliktir. İşte Cenabı Allah bazı şahsiyetli insanlara, kendi kültür öğelerini iyi yaşama vasfını nasip etmiştir. Türk lideri de, Türk kültürünün bütün öğelerini en iyi bilen, en iyi uygulayan şahsiyet sahibi olmalıdır.

Türk'lerde liderlik vasıflan ve Türk kültürü içerisinden çıkarılmış bazı öğeler şunlardır:

Lider, özü sözüne uygun olan kimsedir.
Lider, yüksek bir ahlakın, üstün bir seciyenin sahibi olan kişidir.
Lider, ölüme giderken de inançlarından taviz vermeyen kişidir.
Lider, teşhisinde yanılmayan, kolay kolay aldatılmayan, aldanması mümkün olmayan kişidir.
Lider, milli olanı milli olmayana her zaman tercih eden, bu tutumunda her zaman kararlılık gösteren kişidir.
Lider, her türlü haksızlığın karşısında başını dimdik tutan ve zorbalıklar önünde eğilmek nedir bilmeyen kişidir.
Lider kişinin, sınıfların, baskı gruplarının yararına değil, öncelikle milletin menfaatlerini düşünmesini bilen kişidir.
Lider, milli olmayan her düşüncenin, her ekonomik sistemin ve devlet anlayışının karşısında milli olanı büyük bir faziletle, korkusuzluk ve cesaretle savunmasını bilen kişidir.
Lider, milleti meydana getiren dil, din, kültür, tarih ve soy birliğine, vatan kavramına sadakat ile bağlılık ile göstermenin bir zaruret olduğuna inanan kişidir.
Lider, sosyal hafiflikleri değil, milli vakar ve üstünde tutulmasını isteyen ve bu konuda her türlü dikkat ve titizliği gösteren kişidir.
Lider, gerek iç politikada, gerekse dış politikada olsun, millet ve devlet yararına alınması ve geliştirilmesi gereken meseleleri kendi politik ve kişisel çıkarları için bir araç olarak kullanmak heveskarlığına kapılmayan kişidir.
Lider millet devlet felsefesini "Devleti Ebed müddet" ilkesi doğrultusunda ve kendi soylu esprisi dahilinde yaşatmayı amaçlayan kişidir.
Lider, milleti, devleti ve ülkeyi tehdit eden her alçakça girişimin tam zamanında karşısına dikilen kişidir.
Lider, milletin ruh ve gönül yapısı ile sosyal alışkanlıklarını daima göz önünde bulundurarak, millete en yararlı olması gereken çare ve tedbirleri almada başarı gösteren kişidir.
Lider, nazizme, faşizme olduğu kadar komünizme de, millet varlığı için tehlikeli gördüğü her türlü kozmopolit akım ve sistemlere de olmaz demesini, durdurucu, caydırıcı ve önleyici tedbirler koymasını bilen kişidir. , Lider, günübirlik meselelerin yerine büyük ülküleri gerçekleştirmeyi, milletin, devletin ve ülkenin 10-15 yıl sonraki geleceğini değil, 50-100-200 ve hatta 500 yıl sonraki geleceğini düşünen bunun ilmi hesaplarını, aritmetiğini varsayımdan, ihtimallerden ötede değerlendirme cihetine yönelen kişidir.
Lider, kanunların örf, gelenek ve adetlerle modern teknikte ilim ve uygarlık anlayışının birbirinin tamamlayıcıları olarak benimsenmesi üzerinde önemle duran kişidir. Bu gerçeğe inanan,iman eden kişidir.
Lider, milli istiklal, toprak bütünlüğü, milletin birlik ve beraberliği yolunda ölümü bile ehvenden sayan kişidir.
Lider, milletini çağların üstünden sıçratarak milletine bu ruh, bu inanç ve bu şuuru aşılayarak, onun ilim de, teknikte ve uygarlıkta en ileri milletlerin de önünde yer almasının mücadelesini veren kişidir.
Lider, hiç bir ön yargı ve siyasi yatırım amacıyla yahut maddi menfaatleri karşılığında devlet sırlarını açıklamayan, bu zavallılığı, benimsemeyen kişidir.
Lider, her türlü iftira, yalan ve hakaret ifade eden kelimeyi sözlüğünden çıkartıp atan kişidir.
Lider, ön sezgisi kuvvetli, kararlı isabetli, fikir ve kanaatleri istisnasız bir şekilde en mükemmel, en iyi ve en doğru olan kişidir.
Lider, güçlüklerden yılmaz, tehditlere papuç bırakmaz, vatanını bir pula satmaz.
Lider, kavgadan kaçmaz, kaçırılmaz.
Lider, dün neyi savunuyorsa, bugün de, yarın da yine aynı şeyleri savunarak savaşını sürdürür, daima ileriye bakar, ufku daima ilerisidir.
Türk töresinde liderde aranan vasıflar bunlardır. Bu vasıflara sahip bulunan şahsiyetler daima hedefe varır. Türk İslam davasını sistemli hale getiren dava önderinde mutlaka bu vasıflar bulunmalı. Zira dünya milletleri kendi menfaatleri için başka milletler üzerinde hesaplar yapmaktadır. Bu vasıflara sahip şahsiyetler başka milletlerin kendi ülkelerindeki hesaplarını bozar. Bu vasıflara sahip olmayanlar ülkeyi başka milletlerin güdümüne bilerek veya bilmeyerek sokarlar.

Cenabı Allah sevdiği Türk milletine en buhranlı günlerinde mutlaka kurtarıcı bir lider nasip etmiştir. Alparslan Türkeş yüzyılımızın bu vasıflara yegane sahip lideridir.Onun hayatı başlı başına bir mücadele başlı başına bir davadır. O lidere bağlılık ve teslimiyet, kendini Türk kabul edenlerin yapması gereken şeylerdir. Hele de bu Türk ufkunu Nizamı Alem'e yöneltmiş bir ülkücü ise, liderini iyi tanımalı ve ona teslimiyet bilinci ile bağlanmalıdır.

1944 yılından beri fikirleriyle bütün Türk dünyası için hürriyet mücadelesi veren, doktrinleriyle de Türk Devleti'ni güçlü, kılmak milletinin mutlu olmasını sağlamak ve dünya insanlık aleminin gerçek adalete kavuşması için çizgisinden taviz vermeyen her türlü çileye rağmen Hak yolunda mücadeleye devam eden ve Türk milliyetçiliğinin milletimizin milli meselesi olmasını sağlayan 1300 yıl sonra Türk kurultayı yapan ve bu kurultayda Hakan'lık unvanı alan Dünya Türk'lüğünün değişmez Lider'i Alparslan Türkeş'tir. Makamı "Başbuğ’luktur.

DOKTRİN

Bir milletin kendi kültürüyle yönetilmesi o milletin milletlerarası mücadelesinde zafer kazanmasına sebep olur. Liderlik anlayışımızda olduğu gibi devletin, kalkınma meselelerini çözümde kendi kültürümüzü örnek alıyoruz.

Dolayısıyla devletin kalkınma politikasını, Türk Kültürünü incelediğimizde bazı dilimlere ayırmak zarureti hasıl oluyor. Bu konu uzmanları tarafından 9 dilime ayrılmıştır. 9 rakamı Türk Kültüründe ve İslam inançlarında kutsal sayılan bir rakamdır. Türkiye'nin kalkınmasını 9 farklı maddeler halinde dilimlere ayırıp her birini ayrı ayrı kültür potasında çözümleme yoluna gidilmiştir.

Türkiye’nin bugün ileri gitmiş modern milletlerin, modern devletlerin seviyesine ulaşması için dünya çapında ilim adamları ve teknik insanlar kadrosuna ihtiyaç vardır. Bu kadrolarla tamamen, %100 milli bir tutumla eksikleri tamamlamak, hataları gidermek gerekir.

Kendi öz değer ve kültür kaynaklarımızla milli ihtiyaçlarımızı esas alarak telafi etme ve çare bulma düşüncesiyle 9 ışık ortaya konmuştur. "Herşey Türk için, Türk'e göre, Türk tarafından" sloganında manalaşan ve Ozan Arifin söylediği "Doktorun Türk, ilaç İslam olacak" mısralarına akseden milli kurtuluş ve milli yükseliş hamlesi dün olduğu gibi bugün de hatta yarın da Türk Milletinin yegane kurtuluş reçetesidir. Çünkü diğer bütün fikri ve siyasi ideolojilerin karşısında tek Milli Doktrin'dir. Çünkü kaynağını, özünü Türk kültüründen almaktadır. Çünkü doktriner yapımız "Türk'lük gurur ve şuuru, İslam ahlak ve faziletidir."

Bu doktriner yapımızı maddeler halinde şöyle sıralayabiliriz.

1. Milliyetçilik
2. Ülkücülük,
3. Ahlakçılık,
4. Toplumculuk,
5. İlimcilik
6. Hürriyet ve Şahsiyetçilik
7. Köycülük,
8. Gelişmecilik ve Halkçılık
9. Endüstri ve Teknikçilik

Türkiye bu maddelerde izah edilen dilimleri iyice anlamadan , bu doktirinleri uygulamadan dışarıdan ısmarlama alınan yabancı sistemlerle yükselişini ve kurtuluşunu sağlayamaz. Bu doktrin Türk’ün özü , Türk’ün kurtuluş reçetesidir.

TEŞKİLAT

İnsanları milliyetçi , toplumcu fikir yapımızla aydınlatma , koordine etme ve ülkücünün yakın hedefinin iktidar olmasını temin için birer eğitim yuvası olan Ocaklarımız ve ocaklarımızda yetişen , yetişirken de devleti kurtarma , topraklarımızı vatan yapma , milletin milli değerlerini yüceltme , insanlara şahsiyet kazandırma ruhunu almış kadroları iktidar yapma vasıtası olarak da M.H.P her ülkücünün teşkilatıdır. Ocaklarımız birer ilim irfan yuvasıdır ve de öyle olmalıdır. Biz Ülkücüler bu ocaklarda devletimizin bekası için yetişmek ve hazır olda beklemek mecburiyetindeyiz. Çünkü devletine sahip çıkan , millet için çalışma arzusu taşıyanlar ülkücülerdir. Öyleyse ülkücülerden başkası devleti için var gücüyle çalışmazlar. Bizler kadrolarda yerimizi alarak , ocaklarda aldığımız ruhu iktidara taşımalıyız. Bu yol partilerden geçer. Var oluşlarının gayesi milli kurtuluş hamlesi olan tek siyasi vasıta Milliyetçi Hareket Partisi’dir.

Çünkü Milli kurtuluş ve yükseliş davası diye kendi kültürümüzde bulduğumuz Dokuz Işık’ı doktrin halinde savunan ve iktidara geldiğinde uygulanacak tek çare olarak gören siyasi parti M.H.P’dir.

 

~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~
C
   C     60. Hükümet MİLLİYETÇİ HAREKET
C
~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~

21/7/2007

KIZIL ELMA

Türkler, özellikle Oğuz Türkleri arasında cihan hâkimiyetinin sembolü olarak ifadesini bulmuş bir mefhum veya mefkuredir. Kızılelma, Türklerin yaşadıkları bölgeye göre batı yönünde ulaşılması gereken bazen bir belde, bazen de bir ülkedeki taht veya mabet üzerinde parıldayan veya cihan hâkimiyetini temsil eden som altından yapılmış kızıl renkli altın bir yuvarlak yahut top olarak tahayyül edilmektedir. Bu altın top bazen zaferin işareti, bazen hâkimiyetin sembolü, bazen de fethedilmek üzere hedef seçilen yerin sembolü olarak ifade olunmuştur. Türklerde çok eski inanç ve töreye dayanan Kızılelma, Türkistan sahasından Hazar denizinin doğusundan gelen Oğuzların, Hazar kağanının ipek çadırının üzerinde hâkimiyetin ifadesi olarak bulunan altın top (Kızılelma'yı) ele geçirmeyi ülkü edinmişler. Buradan İran'da hüküm süren Türk boylarına, oradan da Osmanlılara geçmiştir. Osmanlı Türk devletinin Macaristan'da bulunan Kızılelma'yı bulup ele geçirmelerinden sonra fethetmek istedikleri yerlerde bir Kızılelma'nın varlığına inandığı ve bu uğurda mücadele ettiği görülmektedir.

Türkler, inandıkları Tek Tanrı'nın dünya hâkimiyetini kendilerine ihsan ettiğine iman etmişlerdi. Bunu Bilge Kağan'ın ; "Tanrı irade ettiği için tahta oturdum; dört yandaki milletleri nizama soktum" sözlerinden de anlamaktayız. Yine BilgeKağan'ın ağzından Türk imanı şöyle ifade edilmekteydi; Türk Tanrısı, milleti yok olmasın diye babam İlteriş Kağan'ı ve anam İl Bilge Hatun'u gökten tutup yükseltmiştir.

Oğuz Kağan'ın doğumundan itibaren ilâhî bir nurla beslendiği tarihî ve efsanevî kaynaklarda yer almaktadır. Oğuz Kağan'ın Tanrı tarafından ilâhî kudretle teçhiz edilmesinin yanında yardımcısı ve rehberi de aynı kaynaktan beslenmiştir. Gökten indirilmiş Gök-Börü (Bozkurt) Oğuz'un seferleri sırasında ona kılavuzluk yapar. Oğuz Destanı'nda geçen şu mısralar bunu en güzel şekilde izah etmektedir:

"Ben sizlere oldum kağan
Alalım yay ile kalkan
Nişan olsun bize buyan
Bozkurt olsun bize uran"

 

Turdı Han'ın 598 yılında Bizans İmparatoru Maurikianur'a gönderdiği mektupta geçen ; "Dünyada yedi iklimin efendisi ve yedi ırkın kağanı..." ibaresi ile Tuna Bulgarlarının hanı Melemir Han'ın kendisi ve şahsında ifadesini bulan Türkler için kullandığı; "Tanrı tarafından gönderilmiş Tanrı'ya benzer Melemir Han..." ifadesi Türk milletinin İslâmiyet'ten önceki dönemde Tanrı tarafından kutlu kılınmış olduğu inancını göstermektedir. Bu ve buna benzer çeşitli inançlar, Türklerin İslâmiyet'i kabul etmelerinden sonra da devam etmiştir. Kendilerini Tanrı tarafından dünya nizamını sağlamak için gönderildiklerine inanmışlardır. Zira Türk insanının mücadeleci ruhu ve cihan hâkimiyeti ülküsü İslâmî inanışa da uygundu. İslamiyet'ten önce kahramanlara verilen alp'lik unvanı, İslâmiyet'ten sonraki dönemlerde alp-eren şeklini alıyor, böyle hayat buluyordu. "Benim Türk adını verdiğim ve şarkta yerleştirdiğim bir ordum vardır. Bir kavme gazaplandığım zaman onları o kavmin üzerine saldırtırım" mealindeki hadis-i kutsi, İslâm dünyasında Türkler hakkında söylenen rivayet ve kehanetlere örnektir. Hz.Muhammed'in ; "Horasan'da Arap olmayan, güzel yüzlü hâkim bir insan zuhur edecek; onun adı da benimki gibi Muhammed olacak ve Büveyhilerin baskısına son verecektir. Horasan'dan Büyük Dervazat'a kadar fetihler yapacak. Irak, İran ve Mekke hutbelerinde adı okunacaktır " mealindeki hadis ile "Türkler size dokunmadıkça siz de onlara dokunmayınız" mealindeki hadisler bütün İslâm dünyasında dilden dile yayılmaktaydı. Türkler, gerek İslâmiyet'ten önceki GökTanrı inancı zamanında, gerek İslâmî dönemde kendilerinin Tanrı tarafından dünyaya hükmetme ve adaleti sağlamak için yaratıldıklarına ve hayat felsefesinin bu düşünce ile şekillenmesi gereğine inanmışlardır. Eski dönemlerden itibaren dünya nizamını sağlamak üzere mücadele eden Türk milleti, İslâmiyet'i kabul ederek maddî ve manevî yönden bir yükselişe erişmişlerdir. İdeallerini, kendilerinin dünya nizamını sağlama ülkülerini bu iman kaynağından beslemişlerdir. Bu kaynak Kızılelma'nın manevi yönünü teşkil eder. Tarih ilminin tespit ettiği ve kendine mahsus ileri bir kültür örneği olan Bozkır kültürü , M.Ö. 1500-1700 yılları arsında teşekkül eden ve yaşayan örnek bir kültür olarak bilinmektedir. Atın ehlileştirilmesi ve demirin ileri bir teknikle işlenmesi bu kültürün önemli özelliğidir.

Mücadeleci bir yapıya sahip olan Türk milleti, bunun gereği olarak ihtiyaçları ölçüsünde seyyar evler, hastaneler ve eğitim kurumlan yapıyorlardı. Bu hâl onların kolay hareket etmelerine, mekân değiştirmelerine imkân sağlıyordu. Bunun yanında medeniyetin ölçüsü sayılan giyinme, en pratik ve en kullanışlı seviyededir.

Madde ile ruh, mazi ile hâl ve muhafazakârlık ile inkılâpçılık , Türk insanının yapısında öyle kaynaşmıştır ki, bu kaynaşmanın eseri, siyasî, içtimaî ve hukukî nizam, Türk devletlerinin ihtişamında belirerek yüzyıllarca yaşamış ve milletin yaşamasını sağlamıştır. Bu birleşme, Türk milletinin sosyal yapısı ile yakından ilgilidir. Sosyal yapının çekirdeği olan ailenin sağlam olması, bunun uruğ, boy, budun şeklinde teşkilâtlanması, buradan devletin doğmasına ve devlet kanalıyla bir milletin ideallerini gerçekleştirmesi sonucunu getirmektedir. Aile, uruğ, boy ve il (Devlet)in sağlam teşkilâtlanması bir yandan millî ideallerin ve mefkurelerin birliğini sağlıyor, bir yandan da Türk ruhundaki dinamizm ve hürriyet fikrinden olsa gerek, büyük devletlerin kurulması yanında parçalanmayı da beraberinde getiriyordu. Bu tarz katı devletçilik şekli, âdeta kendi arasında bir yarışa zemin hazırlıyor, Türkün Kızılelma'ya gitmesini daha da dinamik kılıyordu. Türk milletinin sosyal yapısı, sosyal yapıyı ayakta tutan maddî ve manevî dinamikler, onların Kızılelmaya yol almalarını gerektirmekteydi. Binlerce yıldan beri milletin şuuraltına yerleşen bu duygu, tarihî dönemler itibariyle yeniden zuhur ediyor, yeniden millete hayat veriyordu. Onların hayata sıkı sıkıya bağlanmalarını ve kendi dinamiklerini korumalarını sağlıyordu. Oğuz Han'dan Alparslan Türkeş'e kadar Kızılelma ülküsü Türk milletinin var olma ve idare etme idealinin en üst -seviyede olmasına işaret saytlır. Oğuz Kağan, hâkimiyetin sembolü olarak altın evini kurar, altın evin kurulmasından sonra sefere çıkar. Bunlardan ilki Hint seferidir. Hint ve Çin ülkelerini topraklarına katan Oğuz Han'ın elde etmek istediği Pekin Kızılelması'dır. Tarihçiler Çin'in (Pekin) Kızılelma olarak telâkki edildiği konusunda ittifak etmişlerdir. Karanlıklar ülkesi, Çin ve Hint ile bütün Orta Doğu ve Kafkasları birleştiren ve burada hâkimiyet tesis eden Oğuz'dan sonra Hunlar tarih sahnesine çıkarlar. Batılıların Tanrının Kılıcı diye isimlendirdiği Atilla'nın hedefi batıdır. Ares Kılıcı olarak isimlendirilen dünya hâkimiyetinin vasıtası olan kılıç, Atilla'nın Kızılelma olarak batıyı seçmesine vesile olmuştur.

Abdalan-ı Rum, alp eren Şeyh Edebali ve onun damatları Osman Gazi ile Tursun Fakı...Oğuz'un Anadolu'daki Korkut Atasıdır.

Osman Gazi'ye Selçuklunun bittiğini belirtir ve "Ona sultanlık veren Tanrı bana hanlık verdi. Eğer minneti şu sancak ise ben kendi sancağımı götürüp uğraştım. Eğer o, ben Al-i Selçukum derse ben de Gök Alp (Oğuz Han) oğluyum" dedirtir. Osmanlı Türk Devleti bu düşünceler üzerine kurulduktan sonra Kızılelma denilen büyük idealde açılım kazanır. Osmanlının ilk Kızılelması, Anadolu'da beylikler dönemine son verip Türk birliğini sağlamak olmuştur. Bunun için çeşitli mücadelelere girişen Osmanlılar, kardeş katline kadar varan büyük fedakârlıklar göstermekten çekinmezler. Gerek iç mücadeleler, gerek Moğol istilâsı bir yandan sıkıntıları getirirken, bir yandan da büyük ideallerin gerçekleşmesi için dinamik bir güç oluşturur. Sadece Türk milleti için değil, dünyadaki bütün milletler için kavşak noktası olarak bilinen ve kendine mahsus özellikleri haiz olan İstanbul, Osmanlının büyük Kızılelması olarak görülür. Hakkında çeşitli rivayetlerin düden dile dolaştığı İstanbul, Fatih Sultan Mehmet'in dahiyane idare ve olağanüstü iradesiyle Türklerin hâkimiyetine girer. Hz.Muhammed'in; "İstanbul muhakkak feth olunacaktır. Onu fetheden kumandan ne güzel kumandan ve onun askerlerine ne güzel askerlerdir" hadisi ile müjdelenen ideal, hayata geçirilir. İstanbul'un fethine kadar anlatılan,, ancak İstanbul'un fethi ile olgunlaşan Kızılelma , Türk'ün dünyaya hâkim olma duygusunun bir ifadesi olarak hayata geçmiştir. Evliya Çelebi, Hz.Muhammed'in doğumunda ateş-gedelerin sönmesi ve Tak-ı Kisra'nın sükûtu gibi harikulade hadiseleri anlatırken Ayasofya kubbesiyle birlikte İstanbul Kızılelmasının düştüğünü zikretmektedir.

İstanbul'un fethinden sonra Türk milleti için Kızılelma Roma'ya, St.Pierre'nin kubbesine taşınır. Burası Katolik dünyasının kalbidir. Türklerin hedefi artık Roma'dır. Zira Fatih döneminde yapılan Otronto(İtalya) seferinin sebebi debudur. Roma Kızılelmasının düşürülmesidir. Atilla'dan sonra Roma'yı düşürmek Osmanlı Türklerinin büyük hedefleri arasındadır. Bir efsane Kızılelmanın Roma'ya taşındığını anlatır ve Türk'ü Roma'ya koşturur. Efsaneye göre, Kızılelma, Dağıstan'dan I.Anuşirvan tarafından İran hazinesine konulmuş, oradan da Roma'ya kaçırılmıştır. Bu anlatım tarihî kaynaklarda yer almaktadır. Bundan başka çeşitli mektup örnekleri, elden ele dolaşarak Türkleri Kızılelma'ya (Roma) davet eder. Bir başka Kızılelma ise Macaristan'dır.

Kızılelma, tarihimizde Türk birliği olarak da telâkki edilmiştir. Azerbaycan sahasından Ahunzade Mirza Feth Ali Bey'in yaktığı dilde Türkçülük meşalesi. İstanbul'dan eğitim sahasında Süleyman Paşa tarafından yakılmaya devam edilmiştir. Buharalı Şeyh Süleyman Efendi'nin İstanbul'a taşıdığı Türk birliği fikri, Ahmet Mithat Efendi, Ahmet Cevdet Paşa, Şemseddin Sami, Necip Asım Bey ve Veled Çelebi tarafından yaşatılmaya başlanmıştır. Özellikle 19. yüzyılın sonunda 1898 yılında Türk-Yunan savaşının olması, Türkiye'de Türkçülük fikrinin daha süratli kabul görmesini sağlamıştır. Dönemin aydınlan, bir yandan Selanik'te Genç Kalemler hareketim başlatırken, bir yandan da İstanbul'da Türk Derneğini kuruyorlardı. 1908 yılında kurulan bu derneği, aynı gayeleri takip eden Türk Yurdu izliyordu( 1911). Türk milletinin tarihini, dilini, edebiyatını, etnolojisini,sosyal ve siyasî problemlerini araştırmak ve halletmek gayesini güden bu demeğin faaliyetleri kesintisiz olarak 1933 yılına kadar devam edecektir. Emrullah Efendi, Bursalı Tahir, Ziya Gökalp, Tunalı Hilmi, Ağaoğlu Hikmet gibi şahsiyetlerin omuzlarında gelişen Türkçülük cereyanı, 1900'lü yılların başından itibaren yanına siyasî ve askerî kesimlerden de destek almak suretiyle olgunluk kazandı.

Ziya Gökalp'in fikri birikimi, Türkçü düşüncenin merkezinde yer almasını sağladı. 1920 yılında kurulan Türkiye Devleti, bu fikri birikimin ürünü olarak tarihteki yerini aldı. Kızılelmanın Turan olarak şekillendiği bu dönemin en büyük ve ilk safhası olan Türkiye Devleti kuruldu. Zira Turancılık üç aşamalı bir fikir sistemi olarak ortaya atılmıştır. Bunlar sırasıyla, Türkiyecilik, Oğuzculuk (Türkmencilik) ve Turan (Türk Birliği)dır. Turan Devleti fikrinin savunucularından biri olan Ömer Seyfettin, devletin yönetim şekli olarak İlhanlığı teklif eder. Aynı fikrin sonraki temsilcilerinden biri olan Necip Fazıl Kısakürek, Büyük Doğu Devleti olarak isimlendirilir. 1920'de tamamen Türk millî düşüncesi üzerine kurulan yeni Türkiye Devleti, ikinci Dünya Savaşı'na kadar bu temel felsefe üzerinde hayatiyet bulur. 1940'h yıllarda iyici filizlenen bu düşünce, döneminde birçok şahsiyetin yetişmesine ve fikrin yayılmasına vesile olur. Kızılelmanın Türk milletinin manevî besini olduğunu söyleyerek bunu Turan fikri ile kuvvetlendiren Nihal Atsız ve 1960'lı yıllardan itibaren Kızılelma, Turan fikrini Türk politik çevrelerine taşıyan ve doktriner bir çehresi olan Alparslan Türkeş. ..Millî devlet-güçlü iktidar sloganıyla kitlelere aktarılan düşüncenin ilk safhası güçlü bir Türkiye Devleti idealidir. Tamamen inkılâpçı bir ruha sahip olan siyasî görüş, Dokuz Işık doktrini ile güçlü ve bulunduğu konumda çevresinin güç odağı olan Türkiye Devleti'ni gerçekleştirmek gayretindedir. Nitekim yüzyılımızın son çeyreğinde dünyada olan gelişmeler bu fikrî ve siyasî görüşün haklılığını ispat etmektedir. Milî ülkü olan Kızılelma, Türk birliğinin, yani Turan'in tesisidir. Bunun birinci dönemi bağımsızlık, ikinci dönemi birlik, üçüncü dönemi ise fetihler dönemidir. Buradan hareketle denilebilir ki, tarihî dönemlerden itibaren tecrübelerle sabit olan Türk birliği fikri, günümüzde yemden hayat bulmuştur. Özellikle yetmiş yılı aşkın bir süredir Rus egemenliğinde yaşayan Türk gruplarının bağımsız devletler olarak dünya devletleri içinde yer almaları, başka Türk gruplarının şimdilik federasyon yapısı içinde yan bağımsız olmaları ile başta Türkiye ile olmak üzere Türk devlet ve toplulukları arasında başlayan iş birliği, Türk'ün Kızılelması olan Turan'a giden bir yol olarak görülmektedir. Ulaşılması gereken hedef, mefkure olarak anılan Kızılelma, zaman zaman coğrafî yerlere isim olarak verilmiştir. Bu yer veya varılması gerekli coğrafyalar Macaristan, İstanbul, Roma, Endülüs, Viyana gibi beldeler olmuştur. Ancak sadece coğrafî yer, ulaşılması, fethedilmesi gerekli belde olmaktan çok, Kızılelma, Türk milletinin hedefi olarak zihinlerde yer etmiştir. Zaman zaman bir devlet olma ideali olan Kızılelma, çoğu kez Türk birliği idealinin ismi olmuştur. Bugün de Türk milletinin birleşme ideali, Turan Devlet fikri olarak yaşamaktadır < İsmet ÇETİN, Kızılelma, Ankara 1997., Bunun yanı sıra Kızılelma ile ilgili olarak şu eserlere bakılabilir. Arın Engin, Kızılelma, İstanbul, 1966.; Ziya Gökalp, Kızılelma, (Haz.Hikmet Tanyu), Ankara, 1976>.

Görüldüğü gibi Kızılelma konusunda netice olarak şu söylenebilir; "Türkler için Kızılelma, üzerinde düşünüldükçe uzaklaşan ancak uzaklaştığı oranda cazibesi artan idealler veya hayallerdir."

 

~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~
C
   C     60. Hükümet MİLLİYETÇİ HAREKET
C
~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~

21/7/2007

9 BEŞLİK TÜRKEŞ'SİZ GEÇEN 10 YILIN ARDINDAN

Zaman geçip gider,zaman vefasız
Doruğu terkeden duman vefasız
Makam sâbâ ise,keman vefasız
Şarkılar ölüyor,bu aşk ölmüyor
Ne yapsam olmuyor,netsem olmuyor

 

Bilmezler nedir bu,bu nice bir aşk
Bu, akıldan öte,delice bir aşk
Bu,bir kurdun aşkı,bu yüce bir aşk
Kurt,severse vazgeçmeyi bilmiyor
Ne yapsam olmuyor,netsem olmuyor..

 

Sanma ki,bu,ana,kardeş sevgisi
Sanma bu bir kadın,bir eş sevgisi
Bu,bambaşka birşey,Türkeş sevgisi
Hiçkimseyle onun yeri dolmuyor
Ne yapsam olmuyor,netsem olmuyor..

 

Ana,kardeş,bir kişinin kaderi
Babanın kederi,evin kederi
Ama Türkeş,bir milletin lideri
Onun için,o hiç unutulmuyor
Ne yapsam olmuyor,netsem olmuyor..

 

Yıllar geçti,bir kar yağsa,durgunum
Tabut görsem dizim titrer,yorgunum
Kader ama,4 Nisan'a kırgınım
Şu nisanlar takvimden atılmıyor
Ne yapsam olmuyor,netsem olmuyor..

 

Ben haklıysam,yanımda Allah'ım var
Ne bir kör bıçağım,ne silahım var
Bir tek,nankörlere yetim ahım var
İhaneti benim aklım almıyor
Ne yapsam olmuyor,netsem olmuyor..

 

Şafak,hep mi böyle doğardı,dünya?
Karlar sancıyla mı yağardı dünya?
Benim de saçlarım ağardı, dünya
Yazım kara,karların da silmiyor
Ne yapsam olmuyor,netsem olmuyor..

 

Yüzyılda bir adam gelir başına
Söyle dünya,o da gelmez işine
Boşuna adamlık,sana boşuna
Ama gel gör,doğrudan kaçılmıyor
Ne yapsam olmuyor,netsem olmuyor..

 

Bilirim ki,ölenlerle ölünmez
Allah'ın işinden sual olunmaz
Ki,sebep bulunur,Türkeş bulunmaz
Sualim yok,ama yüzüm gülmüyor
Ne yapsam olmuyor,netsem olmuyor..

Kimi sevsem,nere gitsem olmuyor...
Ne yapsam olmuyor,netsem olmuyor.....

 

~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~
C
   C     60. Hükümet MİLLİYETÇİ HAREKET
C
~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~

21/7/2007

ÇINARLAR AYAKTA ÖLÜR

Geçtiğimiz Cuma gecesi canlı yayın bittikten sonra yorgun argın büroma döndüm. Cuma geceleri, beş günün stresi ve başlayacak hafta sonu tatilinin verdiği tatlı telâşla karışık tuhaf bir duygu verir bana. Doğrusu hayatımdan memnundum o gece. Mesai arkadaşlarımla gerçekleştireceğim son toplantıdan sonra evimin yolunu tutacaktım. Alışkanlık işte. Toplantı yapacak olmamıza rağmen farkında olmadan televizyonu açtım. Herkes gibi ben de arada sırada ekrana göz atıyordum. Bir anda görüntüdeki alt yazıyı ayırt ettim. Alt yazılar her zaman ürkütür beni. Tıpkı telgraflar gibi, bilinçaltı, hep kötü haber alacağımızı zannettirir. Ve korktuğum gibi kötü bir haber aldım. MHP Genel Başkanı Alparslan Türkeş vefat etmişti. Bilinç dışı bir şekilde "Nasıl yani?" sorusu dökülmüş dudaklarımdan.

Ben, öğrencilik yılları 1980'li yıllara rastlayan bir insanım. Bizden bir ve iki kuşak önceki öğrenciler Türkiye'de siyasî hareketlere fazla karışıp, çeşitli çatışmalar meydana getirdikleri için, bizim kuşağımız bilinçli olarak apolitik yetiştirilmiş bir kitle oluşturur. Daha önce yaşanan acılar yaşanmasın diye, gençlerin politikadan soğutulduğu bir dönemdir. Doğrusu bundan da hiçbir zaman rahatsızlık duymadım. 12 Eylül İhtilâli, benim için o gün gelecek olan misafirlerin, sokağa çıkma yasağı konduğu için, gelememelerinden başka bir anlam ifade etmemişti. Sonrasındaki sıkıyönetim uygulamaları da benim yaşımdaki insanları ilgilendirmiyordu. Yalnızca televizyonda sık sık Kenan Evren ve arkadaşlarını izliyorduk ve askerlik mesleği, yükselen değerler arasındaydı. Bizleri daha çok Avrupa'da ve Amerika'da son çıkan şarkılar, dünya listeleri, modanın son hâli, Levi's bol pantolonlar ve Benetton'un İstanbul'da açtığı ilk deneme mağazası ilgilendiriyordu. Zaman geçtikçe, büyükler bizi duyarsızlığımızdan ötürü eleştirmeye başladılar. "Ülkenin sorunları seni hiç mi ilgilendirmiyor?" diye kızgın ve şaşkın sorarken, bunun kendi suçları olduğunu akıllarına bile getirmiyorlardı.

Bu yüzden okumaya ve izlemeye başladım. Sağ ne demek, sol ne demek, hangi görüş hangi amaca gider sorularını kendi çocuk aklımla çözmeye çalışıyordum. Kitaplarda yazılanlar teorik olarak hep aynı kapıya çıkıyordu. Herkes daha adaletli ve standardı yüksek bir hayat istiyordu. Herkes eşitlik istiyordu. Herkes sevgiden yanaydı. O zaman "Bu insanları birbirinden ayıran nedir?" sorusu keskin bir biçimde ortaya çıktı. Kitaplarda açıkça yazılmayan, itiraf edilmeyen bir şeyler daha olmalıydı. Şehirli olmakla, kolejli olmakla eleştirilen bizlere, birileri bunu açıklamalıydı. Sonunda anladım ki, kimsenin böyle bir açıklamaya niyeti yoktu. Tek çare gündemi dikkatle takip etmekti. Ben de öyle yaptım. Ve gördüm ki Alparslan Türkeş kişilikli, memleketini seven ve düşünen bir insan. Gördüm ki ilk çıktığı günle, son yaşadığı gün arasında hiçbir değişiklik yok. Kararlı, istikrarlı ve tecrübeli. Üstelik milyonlarca insanı peşinden sürükleyebilecek kadar karizmatik.

Böyle insanların öleceğini aklınıza getiremezsiniz. O yüzden "Nasıl yani?" sorusu döküldü dudaklarımdan. O yüzden yaşlar süzüldü yanaklarımdan. Geç tanıdığım bir lideri erken kaybetmiştim. Çınarlar ayakta ölür. Rahmetli Türkeş de dimdik ayakta hayata veda etti.

Belki ben onun felsefesinin hepsini anlayamadım. Ama milliyetçiliğine yürekten katıldım. Kederli ailesine ve onun izinden gidenlere sabır diliyorum.

Milliyetçiliğin onun istediği gibi sürdürülmesini temenni ediyorum. "Nasıl yani?" diye sorsak da, çınarlar ayakta ölür. Merhum Alparslan Türkeş'e Allahü Tealâdan rahmet diliyorum.

 

~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~
C
   C     60. Hükümet MİLLİYETÇİ HAREKET
C
~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~

21/7/2007

BOZKURT DESTANI

Destan Hakkında bilgi:Bilinen en önemli iki Göktürk Destanından birisidir. Bir bakıma, M.S. altıncı yüzyıldan sekizinci yüzyıl ortalarına kadar egemen olmuş bu Türk Devletinin Göktürklerin soy kütüğü ve var olma hikâyesidir. Ayrıca, Türk ırkının yeni bir dal hâlinde dirilişi de diyebileceğimiz Bozkurt Destanı, Bilge Kağan'ın Orhun Âbidelerindeki ünlü vasiyetinin ilk cümlesi olan: "Ben Tanrıya benzer, Tanrıdan olmuş Türk Bilge Kağan, Tanrı irade ettiği için, kağanlık tahtına oturdum" cümlesi ile birlikte düşünülecek olursa soyun ve ırkın nasıl bir şekilde ilahileştirilmek istenildiğini de anlatmaktadırlar. Destan Çin kaynaklarında kayıtlıdır. Değişik söyleyişler durumunda ise de, çizgileri aynı fakat isimler üzerinde, anlatıştan doğma veya Çinlilerce yazılırken isimlerin Çince söylenmesinden meydana gelme değişikler yüzünden ayrı görünen belli üç söylenti şeklinde yazılmıştır.

Birinci söyleyiş:


Hun Ülkesinin kuzeyinde So adı verilen bir ülke vardı. Burada, Hunlarla aynı soydan olan Göktürkler otururdu. Bir gün Göktürkler So Ülkesinden ayrıldılar. Bu sırada başlarında Kağan Pu adlı bir yiğit vardı. Kağan Pu'nun on altı kardeşi bulunuyordu. On altı kardeşten birinin annesi bir kurttu.


Annesi Göktürklerce en kutsal yaratıklardan biri olarak bilinen ve böyle kabul edilen bir kurt olduğu için delikanlı, rüzgârlara ve yağmura söz geçirir, bu iki kuvveti buyruğu altında tutardı.


Bununla beraber, So Ülkesindeki yurtlarından ayrılan Göktürkler düşmanlarının baskınına uğradılar.

Bu baskında düşmanlar bütün Göktürkler'i yok ettikleri gibi on altı kardeşten sadece birisi kurtulabildi. Kurtulan delikanlı annesi kurt olan idi.


Bu delikanlının da, birisi yaz diğeri de kış ilâhının kızı olan iki karısı vardı. Baskından sonra her ikisinden ikişer oğlu oldu. Zamanla kalabalıklaşıp çoğalan halk, çocuklardan en büyüğünü kendilerine Hakan seçtiler; o zamanki adı Göktürk dilinde değildi. Hakan seçilir seçilmez Göktürkçe olmayan bu adını bıraktı ve Türk adını aldı.


Ondan sonra Türk on kadınla evlendi, bir çok çocukları oldu. içlerinden Asena adını taşıyan biri hakanlık tahtına geçince boyun adı da Aşine oldu.

İkinci söyleyiş:


Hunların bir boyu olan ve adına Aşine denilen Türk boyu Hazar Denizinin batı taraflarında yerleşmişti. Türklerin ilk atası olarak biliniyordu. Rahat ve huzur içinde otururlarken bir gün ansızın düşmanların baskınına uğradılar. Baskının sonunda kimse sağ kalmadı.


Her nasılsa küçücük bir çocuk bu baskından sağ kalmış bir köşeye sığınmıştı. Düşmanlar onu da gördüler. Fakat, cılız ve küçük bir çocuk olduğu için kimse ondan korkmadı ve ona aldırmadı. Hattâ içlerinden acıyanlar bile çıktı. Ama düşman yine de her ihtimali düşünüp, çocuğu öldürmektense kolunu bacağını kesip orada öylece bırakmayı uygun gördü; düşündükleri gibi yaptılar.


Kolunu bacağını kesip, yan ölü hâle getirdikleri çocuğu alıp bataklıkta bir sazlığa attılar; bırakıp gittiler.


O sırada, nereden çıktığı bilinmeyen bir dişi Bozkurt göründü, geldi, çocuğu emzirdi. Yaralarını yalayıp iyi etti. O günden sonra da, avlanıp getirdiği yiyeceklerle çocuğu besleyip büyüttü, gücünü kuvvetini arttırdı.


Zamanla Bozkurd'un beslediği çocuk gürbüzleşti.


Günlerden sonra bir gün, baskın yapıp Asine soyunu yok eden düşman başbuğu, kolunu bacağını keserek sazlığa attıkları çocuğun yaşadığını öğrendi. Adamlar gönderip durumu öğrenmek, sağ kaldı ise öldürtmek istedi.


Düşman başbuğunun gönderdiği asker geldiğinde, kolu bacağı kesik gencin yanında bir dişi Bozkurt gördü. Dişi Bozkurt tehlikeyi sezmişti, dişleriyle gerici yakaladığı gibi denizin öte yanına geçirdi; orada da durmayıp Altay Dağlarına doğru götürdü. Orada, her tarafı yüksek dağlarla çevrili bir yaylada bir mağaraya yerleştirdi, onunla evlendi; on oğlan doğurdu!


Mağaranın bulunduğu yayla yeşillikti; serin gür suları, meyve ağaçlan, av hayvanları vardı. Oğlanlar orada büyüdüler, orada evlendiler. Her birinden bir boy türedi. Bunlardan birinin adı da Asine boyu idi.


Asine, kardeşlerinin içinde en akıllı, en gözü pek, en yiğit olanı idi. Bu yüzden Türk Hakanı o oldu.

Soyunu unutmadı. çadırının önüne her zaman, tepesinde bir kurt başı bulunan bir tuğ dikti.

21/7/2007

BAŞBUĞLAR ÖLMEZ

Henüz küçük bir çocukken bile, Türk illerinde sızlayan onca Türk evlâdının sesini duyan ve kurtuluş için bir çığır başlatan, eşsiz Türk'e, Malazgirt'te bir destan yazan Sultan Alparslan'ın soyundan gelen ve kendisine de aynı ad yakıştırılan büyük vatanperver ülkücü Başbuğ'a;.... Ne mutlu ona.

Çınarlar, ayakta ölür misali, Başbuğumuz da ayakta hayata gözlerini yumdu. Kara Eylüller'i yaşadı. Öz evlâdı gibi sevdiği ülkücü neferlerinin ölümlerine gözyaşlarıyla yol verip ağlamak istedi kimi zaman. Ama her şeyden önce o, bir liderdi. Güçlü olmalıydı... Türk milliyetçiliğini kitleselleştiren ve tüm Türk dünyasını aynı çatı altında toplamak isteyen bu büyük insan ki; Bize, idealist, mert, alçak gönüllü ve ahlâklı olmayı öğretmişti. Önceleri hayalinde yaşattığı mefkûresi suç kabul edilmiş ve olmadık işkencelere maruz kalmıştı.

Oysaki şimdi o büyük Başbuğ'un görüşleri devletin millî politikası hâline gelmiş ve Türk milliyetçiliği tek kurtuluş yolu olarak kendini göstermiştir. Su için kediye bile, yaratılmışlığının güzelliğine ve Yaradan'ın büyüklüğüne bağlı olarak, saygı sevgisi vardı. İnsan kavramına çok değer veriyordu. Fikrinde ve işinde sevgiyi ön plânda tutardı hep. Milyonlarca Türk insanını derinden etkiledi ve büyük bir kitleyi haklı bir davaya ulaşmak gayesiyle peşinden sürükledi. Yaptıkları ve yapacakları, ülke için, bu ülkenin insanı içindi. "Dünü, bugününe eşit olan, zarardadır" prensibiyle hareket ederdi hep. Yorulduğunda oturup istirahata çekilmez, başka bir işle kendini dinlendirirdi. O feyzi de, kalbinde yanıp duran Türklük Ateşi'nden alırdı. Atatürk için, "Himalayalar kadar büyüktü" diyen ve gerçek manasıyla Onu anlayan Başbuğ'um, sen de bu ülkenin yetiştirdiği nadir çiçeklerden bir tanesisin. Ülkücülük bir hissediştir. Sana öldün diyemem ki...

Sabah kalkınca, ilk sen ve Türk dünyası geliyor aklıma... Okulda ders dinlerken bile; hayalinin verdiği o büyük kudretle, daha da çok şeyler yapmak geliyor içinden bu vatan için. Düşündükçe, okudukça ve yaşadıkça anlıyorum her bir şeyi. Sana çok şeyler borçluyuz. Sadece bedenini verdik toprağa. Kalplerimizde ve hayalimizde yaşattığımız Yüce Türk; Başbuğ gibi doğdun, Başbuğ gibi yaşadın ve Başbuğ gibi öldün. Yetiştirdiğin milyonlarca Türk İslâm Ülkücüsü senin ardından gitmeye yemin etmişken gözün arkada kalmasın. Zira Türk, kıyamete kadar yeryüzünde var olacak bir millettir.

 

~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~
C
   C     60. Hükümet MİLLİYETÇİ HAREKET
C
~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~

 

21/7/2007

ÜLKÜDAŞ

Bir Leyle-i Kadirde düşen din için yere
Şu matemli kalbimden,O ÜLKÜCÜ ŞEHİDE...

 

Boğazda düğüm oldu,sensiz yediğim aş,
Sonrada düşündük ki,sen ölmedin ÜLKÜDAŞ...

 

Bakma gözlerimize gözden değildir o yaş
Neden ağlayayım ki,sen ölmedin ÜLKÜDAŞ...

 

Omuzlarda gitse de,albayraktaki naaş,
Sana öldü diyemem;Şehid ölmez ÜLKÜDAŞ...

 

Ne tez geldi yiğidim,genç yaşta sana hazan,
Şehide su ısıttı,aklaştı kara kazan.

 

Senin baş ucunda taş,bizim gözümüzde yaş,
Sen borcunu ödedin sıra bizde ÜLKÜDAŞ...

 

~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~
C
   C     60. Hükümet MİLLİYETÇİ HAREKET
C
~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~